KATEGORİLER

20 Nisan 2017 Perşembe

... HİSSEDİYORMUŞ

20/04/2017 Perşembe, Tire

Biraz erken çıkmam gerekti sabah. Halden ucuza getirmeyi düşündüğüm domatesin kilosunu beş buçuk liraya almak zorunda kalmam hiç hoşuma gitmedi. Pahallılıkta son on günün şampiyonu domates olmalı. Bir ara Rusya kabul etmeyince kilosu bir buçuk lirayı gören domates gerçekten el yakıyor. Salı günü hali bırakıp pazardan almak daha akıllıca olacak. Patlıcan, salatalık  epey ucuzladı. Kasap, mandıra alışverişlerinden sonra çıkıyorum yaylaya. 

Rüzgar terastaki sandalyeleri her bir tarafa  savurmuş. O neyse de ağaçlar meyvelerini döküyor sapır sapır. Taş Ev'in önündeki kayısı, erik ve kiraz ağaçlarının altı henüz gelişimini tamamlamamış meyvelerle doldu. Elden gelen bir şey yok, rüzgarın kesilmesini beklemekten gayri. 

Dünkü yoğunluk sebebiyle fırsat bulamadığım arabamın tamir işini halletmek üzere şehre iniyorum. Eşimi evden alıp yapmamız gereken işleri de aradan çıkarmak niyetim. İşler uzayınca geriliyorum. Oldum olası bürokrasiyi sevmem zaten. Beklemek en can sıkıcı iş benim için. Bir de olmadık zamanlarda çalan banka telefonları. Yok efendim, şu telefonu kazandınızlar, cazip koşullarda şu miktara kadar nakit ihtiyacı için sorgusuz sualsiz kredi teklif edenler, pos cihazından yapacağım işlem şu tutarı aşarsa komisyon oranında yapacakları indirimlerden bahsedenler... Yeter artık bir son verilsin bu işe yoksa hasta edecekler beni. Bankalar bu işi taşerona vermiş, kendileri fırça yemekten bıkmış olmalı. İlgilenmiyorum diyorum nafile, anlatmaya devam ediyor metalik bir ses. "Bir daha dinlemek istiyorsan bire..." Aman Allah korusun. "İlgileniyorsanız, ikiye..." Hayır ilgilenmiyorum kardeşim diye bağırırken içimden sabırla sona iteledikleri seçeneği bekliyorum. Nihayet en sevdiğim bölüm geliyor. "Eğer ilgilenmiyorum diyorsanız, üçe..." Yıldırım hızıyla basıyorum üç numaralı tuşa, ağzını kapatacağını umarak. Telefonun diğer ucundaki ses beni kolay kolay bırakacağa benzemiyor. "Eğer ileride ilgilenmeyi düşünürseniz..." Lanet olsun deyip kapatma tuşuna basıyorum. Nedir bu edepsizlik. Araba kullanırken ararlar, önemli bir görüşme yaparken ya da en acil durumlarda işinizi gücünüzü bırakır, saçma sapan işlerle uğraşırsınız. Tuvaletteyken mesela. Yarım keser fırlarsınız dışarı. 

Madem sinir bozucu işleri konuşuyoruz. Aklıma gıcık kaptığım bir başka konu geliyor. Facebook mesajlarından bahsedeceğim. Konumunu bildir diyor, paylaş, okey. Hadi nerede olduğunu bilsin millet. O değil de adamın karnı ağrısa hemen bir emoji tutturuyor. "Falanca karın ağrısından muzdarip." Haydi arkasından onlarca mesaj. "Ah canım, geçmiş olsun, karabaş yağı sür geçer." veya "Geçen sefer eltimin de aynı yeri ağrıdı, sonra geçti. Geçmiş olsun canım." Böyle giderse iyiden iyiye robota döneceğiz. Ne istediğimizi ikonlarla anlatacağız. Yüzümüzün ifadesinden üzüldük mü, sevindik mi anlaşılmayacak. "Neriman çok yalnız hissediyor." Vah vah, e bulsun o zaman bir koca, vakti geçer. "Kamil Urla'da bunalmış hissediyor." E Kamil, pes doğrusu, bunalacak ne var şimdi, git deniz kenarına rakı balık yap, bunalman geçer, sonra yazarsın yine. "Kamil kendini mutlu hissediyor." Koca koca beyefendiler, koca koca hanımefendiler ellerinde akıllı telefonlar ne hissettiklerini ilan ediyorlar millete. Bu çağın yeni eğlencesi garip geliyor bana, sinir oluyorum, gıcık kapmış hissediyorum. 

Arabamı Ali Ustaya bırakıp onun arabasını alıyorum. Akşam Taş Ev'e benim arabamı getirip kendi arabasını geri alacak. Yaylaya dönüş yolunda akşam rezervasyonları geliyor. Cuma akşamı ya, öyle fazla kalabalık değiliz. Cuma akşamı dışında istediğiniz kadar içebilirsiniz demiş kutsal kitabımız (!). Şu şeytan var ya insanoğlundan ders almalı. 

10 yorum:

  1. Tüm balkon camları şangır şıngır vuruyor. Kendiliğinden açıldığı bile oluyor hiç durmayan fırtına nedeniyle. Adını henüz araştırmadım. Kırlangıç, leylek, kestane fırtınası gibi fırtınalar vardır ya ilkbahar ve sonbaharda. Adını merak ettim şimdi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuğu ya da Sitte-i Sevr olabilir:)

      Sil
  2. Hiç feysbukum olmadı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel:) İki yıl öncesine kadar benim de yoktu. Taş Ev'i tanıtmak amacıyla açtım. Güzel paylaşımlar da var, abuk subuk olanlar da.

      Sil
  3. Canımı sıkan durumlarda ben "La havle" çekiyorum doğrusu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her şeyin suyunu çıkaran bir milletiz vesselam.

      Sil
  4. Çok haklısınız,şunu yedim,bunu giydim,ayağımı denize karşı çektim vs derken fena baydı feysbuk.Bir yıldan uzun süre önce kapattım ben de hesabımı,ne rahatlıkmış yahu.Benim niyetim sınıf arkadaşlarımı bulmaktı açarken,sonrasında o kırılmasın,bu üzülmesin derken baktım sadece tanıdığımın tanıdığı bile arkadaşım olmuş,her yaptığımdan haberdar...Kapattım huzura erdim.Kolay gelsin efendim,yaşamak zor zanaat 😊

    YanıtlaSil
  5. Kapatmak çözüm gibi görünüyor. Başın ağrıyorsa bütün cümle alem bilmese de olur değil mi? Tam geçti derken geçmiş olsun mesajlarına cevap vermeye başlıyorsun. Yeniden başın ağrımaya başlıyor:) Eskiden özel günlerde sevdiklerine telefon edip onları kutlamak bile ayıp karşılanırdı. İnsanlar böyle günlerde bir araya gelir kucaklaşmayı fırsat bilirlerdi. Daha sonra iş yaşamı bu görüşmeleri ortadan kaldırdı, telefon aramalarını kabullendik. Şimdi adam bir tuşa basıyor, beş yüz kişinin bayramını kutluyor. Ne kadar sıcak, samimi, romantik bir kutlama (!)

    YanıtlaSil
  6. Ben dondurdum, epey uğramayı da düşünmüyorum. Ne zaman facebook'tan uzaklaşsam bir ferahlık geliyor bana cidden :) Gülümseyerek okudum yazınızı, sanal ortamda ortalığa saçılan ilgi açlığımızı ne güzel ifade etmişsiniz, kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben nadiren laf olsun diye yer bildiriminde bulunurum. Bunun dışında blog yazılarımı paylaşırım facebook sayfamda. Bakınız bu sayede çevremde okuma alışkanlığı olmayan pek çok kişi günlüğümü gün sektirmeden takip etmeye başladı. Bunun dışında şöyle hissediyor, böyle hissediyor tarzında hiç bildirim yapmadım. Yapanlar da bazen güldürdü, bazen kızdırdı. Teşekkür ederim:)

      Sil