KATEGORİLER

19 Aralık 2015 Cumartesi

19/12/2015 Cumartesi, İzmir

Bugün Kaplan'dan ayrı düştüm. Metin Dayı'nın ilk kız torunu Ayliz için mevlit okumasına davet edilen eşimi götürmek üzere sabah erkenden İzmir'e doğru yola koyulduk. Bu arada hem ziyaret hem ticaret deyip İzmir'deki işlerimizi görelim diye plan yaptık. Öncelikle Taş ev fosseptik çukuru için 1m çapında delikli büzleri görmek üzere Kemalpaşa yolunda Özkar Beton boru fabrikasına uğradık. 1mx1m kutu menfez betonları da varmış ama ne kare ne boru şeklindeki beton elemanların fosseptik için pek uygun olmayacağını düşünüyorum. 4x5 m kuru taş duvar örerek 20 m2 x 2,5m yükseklik 50 m3 bir hacmi karşılamak için 20 x 5 = 100 adet eleman bile az gelecek. Bu işin sadece malzeme maliyeti de en az 45x100+5x400 (nakliye) = 6.500 TL tutuyor. En iyisi kuru taş duvar. Bayındır'dan bir taş ocağı bulursam iki bilemedin rampayı düşünerek üç kamyon taş ile olayı çözerim.  

Bugün aldığım haber doğruysa yaylaya elektrik için yaptığım müracaat henüz İzmir Bölgeye sorulmamış. Oysa Tire'de yazıyı yazdık, yatırım programına alındı demişlerdi. İşin aslını kısa zamanda öğreneceğim. Fakat yalancılık, kaypaklık, namussuzluk had safhada. Hiç alışık olmadığım bu durumlar canımı sıkıyor. Kime güveneceğim, kim doğruyu söylüyor bilemiyorum. 

Arabanın bagajına 5o yıllık arkadaşım Mustafa'nın istediği cevizleri yükledim. Mustafa'nın Üçkuyular'da (Fahrettin Altay) bir şarküteri/marketi var. Zannedersem bu dördüncü parti götürdüğüm.

Kemalpaşa yolunda beton boru fabrikası ile görüştükten sonra yolda avukatı aradık. İzmir Hatay'da kiradaki evimize doktor kızım oturacağından tahliye davası açacaktık. Avukat bugün müsait olmadığını söyleyince bir sonraki sefere kaldı. Biz de İzmir'de başka işlerimiz olduğunda görüşmek istediğimiz için bir türlü olmuyor. Eşimi mevlit okunacak eve bıraktıktan sonra arkadaşım Mustafa'yı arayıp dükkandaysa 10-15 dakika sonra geleceğimi söyledim.  

Mustafa ile çocukluk ve gençlik yıllarımız birlikte geçti. Mesleğe atıldıktan sonra eskisi kadar olmasa bile ilişkimiz hiçbir zaman kopmadı. Şimdi çok güzel bir şarküteri market işletiyor. Esasen baba mesleği olduğu için konusuna çok hakim. İşin inceliklerini iyi biliyor, müşteri ile güzel ilişki kurabiliyor. Market içinde ürün yerleşimi sunumu cezbedici ve her gittiğimde bir farklılık göze çarpıyor.
Benden bir yaş küçük olan arkadaşım ile İzmir Eşrefpaşa Ortaokulunda okuduk. Hocalarımızdan pek çoğu ortaktı. Bu gittiğimde başından çıkarmadığı siyah fötr şapkasının hikayesini anlattı. Ben de hafızasına şapka çıkarttım.
Bir müddet önce yaşlı ama nur yüzlü bir teyze marketten içeri girip turşu almak istediğini söyler. Mustafa, << siz Muazzez Öğretmen misiniz? >> diye sorduğunda << evet >> yanıtına karşılık, << hocam ben sizin Eşrefpaşa Ortaokulundan öğrencinizim, verin elinizi öpeyim >> demiş. Doğal olarak Muazzez hoca duygulanmış, arkadaşım heyecanlanmış, yıllardan sonra bu karşılaşma her ikisini de 40-45 yıl öncesinin anılarına götürmüş. Muazzez Hoca benim belleğimden epey silinmişti ancak biraz kafamı toparlayınca renkli gözlü, yuvarlak yüzlü, kıvırcık saçlı ve pembe beyaz gergin yüz hatlarıyla o zaman 35-40 yaşlarında bir sima belirdi hafızamda. Mustafa'ya  << Evet hatırlar gibiyim, bahsettiğin hanımefendi İngilizce öğretmenimizdi değil mi? >> diye sordum. << Bravo, ta kendisi. >> diyerek karşılık verdi. Muazzez öğretmen  çok sevdiği eşinin yurt dışında bir iş seyahati sırasında vefat ettiğini öğrenmiş. Özenle sakladığı siyah fötr şapkasını arkadaşıma getirerek ona hediye etmiş. Bunu kullanırsan beni de mutlu edersin. demiş. Böylelikle Mustafa'nın başından eksik etmediği şapkasının sırrını da öğrenmiş oldum. Boğazına da bir fular bağlayınca değişik bir tarz oluşturmuş. Şimdi << şapkasız çıkmam abi >>  diyenlerden.

Mustafa ile birkaç saat birlikte olduk. Eskilerden konuştuk. Her ikimiz de mutlu olduk. << Raşit hocayı hatırlıyor musun? >>  diye sorunca yine beni Eşrefpaşa Ortaokuluna devam ettiğimiz yıllara döndürdü. Evet, dedim. Okul müdürü ve resim öğretmeniydi. Nasıl unuturum dedim. Değişik bir kulak bükme stili vardı. Kulağın arkasındaki kıkırdak kısmını baş ve işaret parmağı arasına alıp sıkıştırınca acıdan gözlerden yaş gelirdi. Benim de bir kez kulağımı bükmüştü Raşit hoca. Sınıfa herkes yarına bir afiş çalışması yapsın diye ödev vermişti. Bazı arkadaşlar gazete, bazıları margarin, diğer biri otomobil reklam afişi hazırlayıp resim kağıtlarına özenle çizip boyamışlardı. Ben de en popüler ürünlerden biri olan Omo deterjanı için afiş çalışmasına hazırlandım. Üzerine de bir slogan yazdım. << Omo ile çamaşırlarınız bembeyaz >>. Ortaokul ikinci sınıf öğrencisiyiz. Raşit hoca (o zamanlar 55 yaşlarında, kır saçlı ve yakışıklı ama sert görünümlü bir adamdı.) sıraları dolaşıp öğrencilerin çalışmalarını inceliyor, bazılarını es geçiyor bazılarının ise kulağına asılıyordu. Hemen hemen sınıfın yarısı hocanın gazabına uğrarken bana doğru yaklaştıkça acaba kulağını çektiklerinin neyini beğenmedi diye meraklanıyor ve endişeleniyordum. Yanıma geldiğinde kulağıma yapıştı ve iyice sıktı. Canımın çok yanması bir tarafa nerede hata yaptığımı anlamamıştım. Sonradan bize nedenini anlattı. Neymiş afiş her zaman düşey olarak hazırlanırmış! O zamana kadar hiç dikkatimi çeken bir husus değildi ama bu öğreti canımı iyice yakmıştı. Böyle bir eğitim yöntemi doğru mudur bilmiyorum ama haksızlığa uğramış hissettim kendimi. Raşit hoca bu davranışı ile çevremizi farklı bir gözle görmemizi istemiş olabilir. Ancak benim o yıllarda bir ders kitabında okuduğum değerli edebiyatçı Nurullah Ataç’ın ‘Bakmak ve Görmek’ metni kulağım bükülmeksizin çok daha etkileyici oldu. Şimdi internet üzerinden bakıyorum da, 2012 yılı Altın Portakal Afiş Tasarım Yarışması katılım koşullarında aynen şöyle yazıyor. << Afişler, 50×70 cm boyutunda dikey ve yatay olarak çalışılacaktır. >> Çevreme baktığımda evet doğru hemen hemen bütün afişler düşey hazırlanmış ancak düşey konumun afiş hazırlama kriterlerinden biri olduğuna dair bir şey görmedim. Zira yatay afiş örneklerini de görebiliyorsunuz. Aşağıdaki ödüllü afiş benim kulağımı bir kez daha sızlatırken Raşit hocanın da kemiklerini sızlatmıştır umarım.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder